Ev / COVID-19 / Prof. Dr. Ebru Özgen: “Sosyal Sorumlu Olmayan Kurumların Yaşam Eğrileri Düşüşte”
prof-dr-ebru-ozgen-sosyal-sorumlu-olmayan-kurumlarin-yasam-egrileri-dususte

Prof. Dr. Ebru Özgen: “Sosyal Sorumlu Olmayan Kurumların Yaşam Eğrileri Düşüşte”

Küresel salgın insanoğlunu ciddi bir sınavdan geçiriyor. Milyarlarca insan, gözle görülemeyen bir düşmanla amansız bir mücadele veriyor. Her yaştan insanın yaşam şekli bir anda değişti ve yeni bir dünya düzeninin ayak sesleri duyulmaya başladı. Türkiye de görünmeyen bir düşmanla savaşını vermeye devam ediyor.

İletişime en fazla ihtiyaç duyulan süreçlere şahitlik ediyoruz. Bu kez pandemi sürecinde iletişimin nasıl yönetilmesi gerektiğini Marmara Üniversite İletişim Fakültesi / Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Özgen’e sorduk.

Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi

“BU DÖNEMİ FARKINDALIKLA YAŞAYANLAR İÇİN BU SÜREÇ KİŞİLER ARASI İLETİŞİMİ İYİLEŞTİRECEK”

Değerli Hocam, iletişim akademisyeni olarak bu küresel salgın sürecini nasıl yorumluyorsunuz? Her alanda yaşanan hızlı değişim iletişim disiplinini de hızla değişime uğrattı mı? Neler söylemek İstersiniz?

Dünya insanı, sınırların çok da önemli olmadığını anladığı bir dönemden geçiyor. Çünkü şu an yaşanan durum, askerle, polisle, topla tüfekle ya da sahip olunan güçle kudretle falan karşı konamayacak bir durum ve pek çoklarının 3. Dünya Savaşı olarak adlandırdığı ciddi bir mücadele dönemi… Gözle görülemiyor elle tutulamıyor ama yıkıyor geçiyor.

Dünya insanı, tarihte pek çok kez salgınlarla karşı karşıya kalmış ve sonunda yaşanan salgın bir şekilde son bulsa da toplumsal, bireysel, ekonomik etkileriyle büyük değişimlere sahne olmuştur.

Salgının ekonomik, psikolojik etkileri başka uzmanlık konusu ancak bir iletişimci olarak kamuoyunu bilgilendirme, insanları belli davranışlara yöneltme, ikna etme ve iyi niyeti tasarlamak için oluşturulacak sağlıklı iletişimi çalıştıracak sistemi konuşmak gerekli.
Salgın olmadan çok önceleri de yapay zekadan, tolum 5.0 dan, e-panoptikon gibi kavramlardan sürekli bahsediyor ve hızla dijitalleşmenin önemini vurguluyorduk.

Özellikle iletişim disiplininin hızla bu dijitalleşmeye adapte olmaları gerektiği vurgusunu yapıyorduk. Öte yandan dijitalleşme ile birlikte değişecek toplumsal yapılardan da bahsediyorduk. Gelecekte ise siber virüsler en önemli tartışma konularımız arasında olacak gibi duruyor.

Bu süreç, insanın kendiyle olan iletişimini daha iyi anlamak zorunda kalacak olması, izole olduğu kişilerle kurduğu iletişimi anlamak zorunda kalacak olması, bu iletişim biçimlerindeki olumlu ve olumsuz tüm noktaları açığa çıkarması ve çözümleme yöntemlerini keşfetmek zorunda kalması açısından gerek bireysel ve gerekse de kişiler arası iletişim açısından çok önemli bir süreç.

Dolayısıyla bu dönemi farkındalıkla yaşayanlar için bu süreç kişiler arası iletişimi iyileştirecek ancak bu farkındalığa sahip olmayanlar için ise daha kötüye götürecek bir süreçtir. Şiddet, anlaşmazlık, anlayışsızlık, sevgisizlik, öfke vs. gibi durumlar daha da kuvvetle ortaya çıkacak bunun sonuçları da zamanla medyaya yansıyacak, toplumsal yapıda karşılığını bulacaktır.

“Halkla İlişkiler Uygulayıcıları için Yeni Bir Medya İletişimi Alanı…”

Diğer yandan salgınla beraber yaşanan hızlı dijital dönüşümle değişen alışkanlıklardan da söz edebiliriz. Geleneksel medya araçları daha çok internet ve yapay zeka odaklı bir platform üzerinden izlenmeye başlandı. Ödemelerimizde nakit kullanmak yerine temassız ödemeye geçtik.

Sokağa çıkamadığımız için çevrimiçi alışveriş büyük hız kazandı. İşyerleri, okullar, sinemalar, konserler online platformlara taşındı. Yani hayatlarımız büyük oranda çevrimiçi olarak yaşanmakta.

Halkla ilişkiler uygulayıcıları açısından medya stratejileri artık instagram ve youtube canlı yayınları üzerinden üretilir hale geldi, Gazeteciler, televizyoncular, politikacılar, bilim insanları, sanatçılar sürekli çevrimiçi platformlarda canlı yayın halindeler ve büyük bir kitleye her an ulaşmaktalar.

Sadece bu durum bile halkla ilişkiler uygulayıcıları için yeni bir medya iletişimi alanı ve bu alanın dinamiklerine uygun olarak, temsil ettikleri marka ve kurumlara ilişkin strateji üretmeleri gereken bir alan.

Dolayısıyla iş yapış şekilleri değişiyor. Sadece iş yapış şekilleri değil aynı zamanda iş tipleri de değişmeye başlayacak gibi gözüküyor ve bireylerin kendini değişen iş tiplerine adapte edebilmeleri çok önemli.

“SAĞLAM İLETİŞİMCİLERE İHTİYACIMIZ VAR”

Diğer bir konu bilimin değerinin, aklın ve gerçekliği yansıtan bilgiye ulaşmanın öneminin kuvvetle kendini hissettirdiği bir sürecin içindeyiz. Bilimsel bilgi ve bilimsel bilgiye dayanan ortak akla ihtiyaç duyulan bir dönem ve ancak bu yolla sorunun üstesinden gelebileceğimiz de çok açık.

İşte bu noktada yine ve yine stratejik bir iletişime ihtiyaç var, yani durumun saptanması ve ortaya çıkan tablonun ne olduğunun, nasıl üstesinden gelinebileceğinin, her gün ne yaşanmakta olduğunun an be an insana anlatılması gerekiyor ve bunun için sağlam iletişimcilere ihtiyacımız var.

Her an kitle iletişim araçlarında yapılan yayınların ortak bir mesajı, ortak bir söylemi ve ortak bir çözümü halka iletmesi çok önemli. Ancak halen maske takmalı mı takmamalı mı tartışmaları yaparken bu ortaklığı oluşturmak güç gibi görünüyor.
İletişimin kitle iletişim araçlarında olduğu kadar sokağa da inmesi gerekiyor. İletişim takımlarının halkı aydınlatması, davranış biçimleri konusunda bilgilendirmesi gerekli.

Küresel salgın sürecinde kurumlar nasıl konumlanmalı? Bir tarafta çalışan çıkarmayacağını ilan eden kurumlar varken, diğer tarafta bir anda çalışanlarının işine son veren kurumlar görüyoruz. Kurumların sorumlulukları nelerdir?

Bu dönem, kurumların kendilerini en sorumlu hissetmeleri gereken dönem. Halkla ilişkiler adına ettiğim her cümlede kişisel olarak sosyal sorumluluk vurgusu yapar ve içinde yaşadığımız çağın gereği olarak sosyal sorumlu olmayan kurumların yaşam eğrilerinin düşüşte olduğunu vurgularım.

Bugün bu vurguyu çok daha ciddi şekilde yapmanın gereğini hissediyorum. Bu nedenle tıpkı Toyota Türkiye CEO’sunun “birkaç yıl araba satmasak da maaş ödeyeceğiz ve kimseyi işten çıkarmayacağız” dediği gibi ya da büyüklerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere #ÖnceBüyükler hareketini başlatan Koç Holding bünyesindeki Arçelik ve Koçtaş gibi, Sağlık Bakanlığı’na ilk etapta 500 bin adet maske bağışlamak için 3 vardiya çalışan Bisse gibi, fabrikalarını sadece maske üretimi için çalıştıran Armani gibi pek çok marka örneğini paylaşmak mümkün.

Bir de tazminatını hak etmesine 1 hafta kala önceden hiç haber vermeksizin salgın meselesini bahane ederek insanları işten çıkaran kurum örnekleri de var, işte sosyal sorumlu olmanın da ötesinde erdemli olmanın önemine altını çizerek dikkat çekmek gerekli.

Bugün iletişimciler olarak en çok anlamamız ve anlatmamız gereken kurumsal ve toplumsal açıdan sosyal sorumlu ve erdemli davranmak gerekliliğidir ve kurumsal ya da toplumsal sorumluluğa, erdeme ulaşmanın yolu da bireysel erdemden geçmektedir. En sağduyulu olmamız gereken dönemi yaşıyoruz.

Pandeminin sonunda kurumlar en çok iletişimcilere ihtiyaç duyacak ve geleceği tasarımcılar, yazılımcılar ve iletişim stratejistleri yönetecek.

Ayrıca Kontrol Et

turkiyenin-gencleri-covid19-arastirmasi-gore-2gencler-uzaktan-egitime-konsantre-olamadi

Türkiye’nin Gençleri Covid19 Araştırması Göre Gençler Uzaktan Eğitime Konsantre Olamadı

Türkiye Gençlik STK’ları Platformu (TGSP), Türkiye’nin Gençleri Covid 19 Araştırmasını tamamladı. Türkiye genelinde yapılan araştırmada …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir